TÜM YAZILARI

Kurultay Gazetesi

Dünden Yarına Doğru
Neden Yanyana Değiliz
Güneydoğu Neden Böyle
Senet Mafyası Hakkında
Öğrenci Hareketleri
İdeal Askerleri Ve...
Bir Bayrak Rüzgâr...
Haydi Bu Oyunu Bozalım
Takke Düştü
MHP Gelecekten...
Özelleştirme Bakü...
İhtiras Kimin Diyeti ki...

Vadettiğimiz...

Burjuva Solcular Ve...
Liberalizm - Toplumculuk
Türk'ün Adaleti
Birgün Mutlaka

Bozkurtlar Ve Diğerleri

Ülkücülük Adaleti...
Yazılarımdan
Buzdağının İhtişamı
Eğri Yolda Doğru...
Siyasette Cironto Olmaz
Kim Kazanacak Yada...
İtidal
Yazık
Susmak Zamanı
Ülkü Ocağımız
6 Temmuz'da Aklanmak
Taşlar Yerine Oturuyor
Yeni Bir Başlangıca...
Yavuz Ve Midillli
Öncelikler
Nafile Gayretler
İl Kongreleri
İst. Kongresine Doğru
Kaderleri Birleştirmek
Olanlar Olabilecekler
Emeklerimiz, Çocuklar...
İst. Kongresi Hakkında
Bozkurt'un Adı MHP
Adrese Teslim Mektuplar
Şayet
Emperyalizmin Tarifeli...

Başkanlık Sistemi ve...

RP nin İki Yüzü
Yerel Yönetimler Yasası
23 Kasım'a Doğru
Başörtüsü, Eşber Ve...
Yiğidin Hakkı
 

KURULTAY GAZETESİ YAZILARI

 

LİBERALİZM - TOPLUMCULUK - MHP

14.02.1997

 
LİBERALİZM İFLAS ETMİŞTİR

Liberalizmin sözlük anlamını bir ansiklopediden şöyle alabiliyoruz ;

“Bireysel etkinliklerde serbestliğe ayrıcalık tanıyan iktisat kuramı.” Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” özdeyişiyle özetlenen liberalizm her çeşit ‘planlı’ ve ‘güdümlü’ iktisat denemesine, kişinin girişim ve özgürlüğü adına karşı çıkar” (Grolier International Americana- Sayfa 198)

Ansiklopedilerde bu kelimenin açılarak anlatımlarında hep aynı esası görürüz.Bireysel çıkarların toplumun genel çıkarlarının önünde olduğu, devlet müdahalesinin söz konusu olmadığı, sadece rekabetin dengeleyici olduğu ve genelde “olabileceklerin en iyisi” olarak tanımlanan bir iktisadi sistem.

Fakat gerçek böyle düz ve problemsiz değildir.

Biz biliyoruz ki rekabet her zaman dengeleyici olamamaktadır. Daha doğrusu, her zaman rekabet olamamaktadır.

70'li yılların 2. yarısında ürettikleri kadarını satamayan ve giderek stokları kabaran madeni eşya sanayicileri, işerlerinde emeğin bekçisi olarak, devrimcilik adına, enternasyonal işçi sınıfı adına temsil selahiyetini elinde bulunduran "Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)"e bağlı sendikaları bir şekilde (?!) razı ederek greve sürüklemişler ve 9 ay süren o "büyük işçi direnişi" (!) neticesinde fabrikalarını kapatmak zorunda kalmadan, işçi çıkarıp tazminat ödemek zorunda kalmadan ve diğer hukukî ve iktisadî zorlukları yaşamadan stoklarındaki "beyaz eşya"yı tüketmişler, grev başlarken ortalama 5-6 bin lira civarında olan buzdolapları grevin son günlerine doğru artık 13-15 bin liradan satılır olmuştur. Yani bir taraftan stokları tüketirken diğer taraftan karaborsa ile fahiş kârlar elde ederek bir taşla birkaç kuş birden vurmuşlardır.

Yine 70'li yıllarda, ülkenin içine düştüğü ekonomik sıkıntıyı topyekûn bir fedakârlıkla aşmak gerektiği yolunda "kemer sıkma" politikası için çağrı yapan devrin başbakanına yine o devrin işveren sendikaları konfederasyonu başkanı "ben ancak pantolonumun kemerini sıkarım" deme pişkinliğini göstermiştir.

80'li yıllarda ihracat artsın düşüncesiyle bütün kanun ve kuralların esnetildiği bir ortamda zekâsını rahmani değil de şeytani kullanan insanların sağlı sollu "hayali ihracat" darbeleri devleti groke duruma düşürmüştür. İhale yolsuzlukları, rüşvetin başbakandan gelen "Benim memurum işini bilir" vizesiyle kurumlaşması, bütün bunlar liberal sistemin tezahürleridir.

90'lı yılların halen devam etmekte olan "vurgun tefrikaları"nı ise taze hatıralar olduğu için hatırlatmak ihtiyacı duymuyoruz.

Esasen bu sistemde her türlü spekülatif kazanç meşrulaşmıştır ama, ülke ekonomisine olumlu iştiraklerini varsaydığımızdan, bize nispeten daha meşru görünen sanayi işkolundaki holdingler bile yasaların izniyle oluşturdukları paravan şirketleri batakta göstererek ya da ortaklar cari hesaptan harcamalar yaparak ve diğer benzeyen yollarla "ancak kendilerinin gerek gördüğü kadar vergi" vermektedirler. Serbestlik, yani liberal sistem iktisaden özetle budur.

Sosyal ve kültürel boyutuyla liberalizm ise bundan da içler acısıdır.

Oğluna ve kızına söz geçiremeyen babaların vazgeçemedikleri evlat sevgisi onları adeta kanser ederken, özgürlük ve serbestlik adına toplumdışı yaşamaya özenen genç insanlar o kadar süratle çoğalmaktadırlar ki artık toplum dışı olmadıklarını, meselâ homoseksüel, dönme, eroinman vs. olmalarına rağmen toplumun parçası olduklarını iddia eder olmuşlardır. Ve kendileri gibi olmayanlar nezdinde de bu düşüncelere entellektüellik ve çağdaşlık adına yandaşlar bulabilmektedirler.

Ticarette sözün senet olduğu dün kadar yakın günler çok çabuk gerilerde kaldı ve artık senedi ve çekin kendisi dahi itibar görmez oldu. Geçiniz, Türk Lirası artık işlerlik kaybediyor, dolar ve mark manav alışverişine kadar nüfuz etmektedir. Güvene dayalı "veresiye alışveriş" hatıralarımızda kaldı artık.

Tanzimat’tan bu yana, "batılılaşma" adına fertçi zihniyetin empoze edildiği bu toplum, kendisine yönetsin diye vekil olarak seçtiği insanlara da güven duymamaktadır artık. Siyaset için değil de ticaret milletvekili olanlar parlamentonun çoğunluğunu teşkil eder olmuştur.

"Temiz toplum" kampanyası toplumun tepkisiyle yön değiştirmiş, "temiz yönetim" kampanyasına dönüşmüştür. Siyasette dürüstlük en çok prim yapan özellik haline gelmiştir. Partilerin programları, iktisadî yönelimler, tercih edilme sebebi olarak artık geri planlara düşmüştür.

Ülkemizde yaşadığımız örnekler ile iktisadî, sosyal ve siyasî olarak liberalizmin görüntüleri işte bunlardır. Liberalizm, yani bir diğer deyişle serbestlik, işte budur.

Biz tabii ki devletin her şeye müdahil olduğu bağnaz "sosyalist" sistem yanlısı değiliz. Fakat, teoride hudutsuz serbestlik esasına dayalı, devletin müdahalesini hiçbir şartta kabul etmeyen liberal sistemde pratikte, batan özel şirketlerin devlet tarafından (vergi kaçıramayan işçi, memur ve küçük esnaf gibi toplum katmanlarının büyük çoğunluğunu teşkil edenlerin vergilerinden temin edilen paralarla) kurtarılmasının gelenek haline geldiğinin de farkındayız.

Şunu net olarak söyleyebiliriz;
Liberal sistem Türk toplumuna göre değildir. Başka toplumlar bunu hazmedebiliyor olabilirler ama bize uymadığı rahatsızlık verdiği bir realitedir.

Bir başka realite ise, liberalizmin "tekelci kapitalizm"in gençlik yaşları olduğudur. Bu sürecin devamında vahşi kapitalizm vardır.

KALKINMAYI SAĞLAYACAK SİSTEM TOPLUMCU OLMALIDIR

Toplumculuğu bazı sözlükler sosyalizmle eşanlamlı gösterirler. Yani devletin bütün iktisadî yapıyı kontrol altında tuttuğu bir sistem olarak tanıtırlar.

Oysa "toplumculuk" ifadesi tek başına bir sistemi anlatmadığı gibi sosyalizm ile de eşanlamlı değildir. Toplumculuk bir ilkedir, bir karakterdir. Esas olarak toplumun menfaatlerinin fert menfaatlerinin önünde tutulması, ferdin menfaatlerinin toplum menfaatlerinin içinde gözetilmesi, korunması ilkesidir.
 

Toplumculuk MHP'nin doktrini "Dokuzışık"ın temel umdelerinden biridir. "MHP parti programı"nda toplumculuk şöyle özetlenmektedir;

"Türk toplumculuğu 'sosyal devlet', 'mutlu millet', 'sınıfsız toplum' ve 'adalet' ilkelerin istikametinde milliyetçi düşüncenin sosyal hayata bakışını ifade eder. Asırlar boyunca törelerimizin ve inançlarımızın bize kazandırdığı dayanışma ruhundan doğan ve toplumumuzun çağdaş ihtiyaçlarına göre biçimlenen toplumculuk anlayışı topyekûn sosyal meselelerimizin çözümlenmesinde tek çıkar yoludur.

Yabancı kültürlerin eseri olan sosyalizm, komünizm ve liberalizm gibi fikir akımlarının, çağdaş toplumların meselelerini çözmekte gösterdikleri zaaf, hatta acz, insanlığı her geçen gün çaresizliğe itmektedir.
..................

Partimiz, Türk-İslâm tarihi ve medeniyetinin bir geleneği olarak gördüğü ve çağdaş bir uygulama ile devlet hayatına sokmayı planladığı 'Türk Toplumculuğu'nu milletimiz için gerileme ve çöküşten kurtulmanın ve yükselmenin çaresi olarak görür."

TÜRK TÖRESİ VE İSLAM DİNİ TOPLUMCU
BİR KARAKTERE SAHİPTİR

İslâmiyet öncesinde de "Türk töresi" belirgin bir toplumcu karakter taşımakta idi.

Orhun kitabelerinin bir bölümünde Bilge Kağan, amcası ve kendi yönetim zamanlarından şöyle bahis etmektedir:

"... Babam kağan uçtuğunda kendi sekiz yaşında kaldım. O töre üzerine amcam kağan oturdu. Türk milletini tekrar tanzim etti, tekrar besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı.

................

Ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti giydirdim. Fakir milleti zengin kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım..."

Nihal Atsız, Orhun kitabeleri, Dede Korkut hikâyeleri ve benzeyen tarihi kaynakları esas olarak Orta Asya Türk tarihini "Bozkurtlar" (Bozkurtların Ölümü-Bozkurtlar Diriliyor) isimli eserinde romantize ederken, Türk kağanlarının, çadırlarını yılda bir kere yağmalattırarak toplumun gelir dağılımına hassasiyetlerini ortaya koyduklarına işaret eder.

İslâmiyet sonrasında Türk töresi, İslâm dininin toplumcu hüviyetinden kaynaklanan yeni toplumcu anneler kazanmıştır. Mesela siftah yapan bir esnaf bir sonraki müşteriyi siftah yapmayan komşusuna gönderirdi.

İslâmiyet "Kur'ân" kaynaklı şöyle bir anafikre sahiptir: "Servet, zenginler arasında dönüp dolaşan bir devlet olmasın" (59. Sure, 7. Ayet)

Bu amaçlardır ki, İslâm dininde zekât, sadaka, fitre ve iane gibi kurumlar vardır. Bakara sûresi 219. Ve 220. Âyetlerde Allah (C.C.) resulüne "Sana mallarından ne kadarını vereceklerini soruyarlar; de ki, sizi sıkıntıya sokmayacak kadarını verin" buyuruyor.

İslâmi esaslar ile yönetilen toplumların gelir dağılımları zekat, sadaka, fitre gibi kurumlara rağmen, hesaba katılmayan güçlerin etkisiyle dengesini kaybetmişse, millî gelirden emeklerinden fazla pay alanlar var ise, idareciler tarafından, devlet tarafından iane kurumu işletilerek bu gibilerin tekrar toplumun genel seviyesine yakınlaştırılması dengenin tekrardan sağlanabilmesi icabeder.

Yine bir hadis-I şerifte Hz.Muhammed (S.A.V.) "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir" der.

Bu benzeri çokça âyet ve hadis vardır. Ve bütün bunlar İslâm dininin toplumcu bir karaktere sahip olduğunu göstermektedir.

Türk milleti esasen toplumcu bir karakter taşıyan töreye sahip olduğu için yine toplumcu bir karakter taşıyan İslâm dinini çok kolay kabullenmiş ve İslâm dininin gleir dağılımına ilişkin kurumlarını da içtenlikle sahiplenmiş ve töresine katmıştır.

Ta ki sömürgeciler, emperyalist güçler, tanzimattan bu yana Osmanlı Türkleri'ne fertçi zihniyeti empoze etmişler. "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" felsefesini kabul ettirme gayretinde olmuşlardır ve giderek Türk milletinin güzel harsları, örf ve ananeleri küllenmiştir.

Fakat, bazı özel ve önemli durumlarda ortaya çıkmasından biliyoruz ki, bu yüce millet özdeğerlerini küllerin altındaki kor gibi saklı tutmaktadır.

Ve bu külleri uçuracak rüzgârın eseceği günler yakın gibi görünmektedir.

MHP TOPLUMCUDUR

"Dokuz Işık" doktrininin temel umdelerinden biri toplumculuktur.

Nitekim MHP parti programı toplumculuğu vazgeçilmez olarak kabul etmekte ve takdim etmektedir.

MHP'nin iktisadi çözümlerinde "millet sektörü" örneği gibi toplumcu projeler vardır.

Ve nihayet;

MHP Genel Başkanı Sayın Alparslan Türkeş'in MHP 4. Olağan kongre açış konuşmasının daha ilk paragraflarında müjdelediği ve "MHP olarak hepimizin özlediği yeni düzeni kuracağımızı açıkça taahhüt ediyorum" diyerek vurguladığı yeni düzen, MHP'nin iktisadî, sosyal ve siyasî söylemlerini içeren "MİLLİYETÇİ-TOPLUMCU SİSTEM"dir.

MHP kadroları her hizmet noktasını yakaladığında; gerek Alparslan Türkeş'in başbakan yardımcılığı sırasında uygulanması için gayret ettiği "toprak reformu" örneği ile, gerek Gümrük-Tekel Bakanlığı'nın MHP'nin uhdesinde bulunduğu dönemlerde devlet ve millet menfaatlerinin ölesiye sahiplenilmesi ile, ve her dönemde MHP milletvekillerinin meclise takdim ettikleri kanun tekliflerinin özünde, ve gerekse MHP'li belediyelerin şaibesiz, sosyal adaletçi bir hizmet anlayışı örneklemeleri ile, MHP'nin toplumcu tavrını ifadede bırakmamış, icraata taşımıştır.
 

lke sathında yapılmış olan ısmarlama kongrelere rağmen Türkeş sonrasında, MHP delegasyonu liberalleşme arayışlarını reddetmiş, Büyük Kongre' de Türkçü-İslâmcı-Toplumcu çizginin, hareketin doğuşundaki çizginin temsilcilerine yönetim görevi vermiştir.

Nitekim bu yönetim kadrosunun görevde bulunduğu bu güne kadar olan dönem içerisinde söylem ve icraatları bu istikamette olmuştur.

Evet... MHP toplumcudur! Böyle kalacaktır!

VE FAKAT...

Son genel seçimlerin öncesinde MHP çok süratli bir büyüme hızını yakalamıştı.

Çünkü;

“Sovyetler Birliği’nin dağılması 1944’lerden beri bunu söyleyegelen Türkeş’i haklı çıkarmıştır.Türkeş’in 50 yıllık, MHP’nin 30 yıllık söylemi olan “250 milyonluk Türk Dünyası”nın varlığı gün ışığına çıkınca tarihin teslim ettiği bu hak Türkeş’in şahsında MHP’nin fevkalade teveccüh görmesine sebep olmuştur.

Ayrıca, son yıllarda Türk dış siyaseti Kıbrıs’tan başlayarak, Azerbaycan’da, Bosna’da, Ege ve Batı Trakya’da, güneyde-kuzeyde her yanda ittifak içindeki düşmanla karşılaşınca herkes için milliyetçi olmak gereği hasıl olmuştur.İşte bu da MHP’nin söylemlerini bütün Türk Milleti’nin söylemi haline getirmiştir.

Ve hepsinden önemlisi, son on yılda binlerce cana mal olan, katliamlar yaşatan, her köye-her kasabaya şehit cenazesi gönderen, ülkenin bir bölümünü yaşanmaz hale getirip insanlarını göçe zorlayan terör belasına yalnızca Türkeş’in çözüm getirebileceği inancı son birkaç yıldır halkın akın akın MHP’ye katılmasını sağlamıştır.
 

Toplumun her kesiminden gelen bu toplu iltihaklar MHP’ye parlak bir siyasi gelecek, iktidar ortaklığı ve giderek tek başına iktidar olabilme görüntülerini vermeye başlayınca MHP için daha dikkatli olmayı icap ettiren günler de başlamıştır.

Çünkü siyaseti meslek edinip bu yolla kolay zengin olmak sevdası taşıyanlar da bu parlayan yıldıza iltifat etmeye, bünyesine girip mevki kazanmanın yollarını aramaya başlamışlardı.

Oysa MHP’ye 70’li yıllarda ve yasaklı yıllarda ve son dönemde emek koyan, emek koymuş olan pek çok idealist insan ise mevcut görüntüyü “emeklerinin meyve vermesi” olarak değerlendirip ( ki bunda haklıdırlar ) mutlu olmakta idiler.Bu hazzın sarhoşluğundan olsa gerek, bu süratli büyümenin getirdiği liberalleşme, düzen partisi olma, diğer sağ tandanslı partilerden bir farkı kalmama tehlikesini bir çoğu fark edememiştir.

Ve sonrasında, teşkilat tarafından doğruluğu tartışılan bir şekilde tahakkuk eden aday tespitleri neticesinde, MHP kendi kriterlerine uygun olmayan bir çok milletvekili adayını 1. ve 2. sıralardan meclise gönderecek oldu. %10 luk ülke barajının aşılamaması MHP’nin kimlik kaybından endişe duyan teşkilat mensuplarına “her işte bir hayır vardır” dedirtmiştir.

Diyoruz ki;

Evet...MHP toplumcudur! Ve fakat; bütün olumsuzluklara rağmen alabildiği %8 üzerinde kemikleşmiş bir oy tabanına sahip, ideolojik hüviyeti olan, bu teşkilatın Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olmağa mecbur ve muktedir olduğu herkesçe görülmüştür. Kişisel beklentilerle bu insiyatifi değerlendirmek isteyen kişi ve guruplar için ise MHP’yi toplumcu çizgisinden liberal bir çizgiye taşımak çabalarını devam ettirmek gereği vardır. Çünkü ancak liberal çizgideki bir partide menfaat hesaplarına geçit bulabilmek mümkündür. Bu tehlikenin varlığı seçim öncesinde ve sonrasında yaşananlarla sabitleşmiştir.

Şimdi dost-düşman herkes bilmelidir ki; MHP “Aksiyoner Türk Milliyetçiliği” fikrinin siyasi temsil merciidir. MHP bir “halk hareketi”nin ismidir. MHP toplumsal menfaatleri bireysel menfaatlerin önünde tutan, “sosyal adalet” ve “sosyal güvenlik” vaadeden bir ideolojinin partisidir.Ve hep böyle olacaktır...Olmalıdır...

İdeolojik ve politik birikimi bunları idrake yeterli olan herkes için görev zamanıdır.

Öncelikle ve özellikle, hala hareketin dışında olan, 70’li yılların efsane gençlik liderlerinin yuvaya dönmek zamanıdır.

Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin !

A S A M  B Ü L T E N

U F U K  Ö T E S İ
 
Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ