TÜM YAZILARI

Hareket Gazetesi

Dolu dizgin ufka doğru
Meslek odalarını da kazanmalıyız
Her çocuğunuz için bir ağaç dikin
Yol olursa kötü olur
İlkeli ilişkiler ikili ilişkiler
Her 3 mayıs'ta daha ileri
Ahtopotun en güçlü kolu
12'ye çeyrek mi var ?
Birer birer vurulsak da
Tam demokrat,  toplumcu, hukuk devleti
Sevr'in altyapısı hazırlanıyor !
Ormanlarımız yanmasın
Türk Boğazları yeni tüzük tasarısı
Liberalizm - Toplumculuk - MHP (1)
Liberalizm - Toplumculuk - MHP (2)
Biz bir halk hareketiyiz
Teşkilatların yapılanması hakkında

Seçim kapıda

Aday tespitleri
Nicelik değil nitelik
Kim ayrıldı ise o birleşsin
Son 20 yılın vurgun tefrikası (1)
Son 20 yılın vurgun tefrikası (2)
Son 20 yılın vurgun tefrikası (3)
30 eylül mali miladı
Faziletin iki yüzü
Ortalık toz duman
Büyük devlet olmak için
İyi ki MGK var
Aliyev ve Bakü-Ceyhan
Şayet...
Ekmek bıçağı ve başörtüsü
Aday olunuz
Böyle zamanlarda
Kirli ellerle olmaz
Şarkılarda ki erozyon
Selam olsun !
Katil'i unutmayın !
Bu kadar basit !
Demokrasi ve merkez yoklaması
Şimdi daha çok okumalıyız
Eyalet modeli mi, Türk Birliği mi
Barış için yürümek
Siyasetten...

Mutluluklara düşen gölgeler

HAREKET GAZETESİ YAZILARI

 
12'YE ÇEYREK Mİ VAR ?


18 / 05 / 1998

12 Mart ve 12 Eylül...

Her iki tarih arasındaki dönemi bir ideolojik savaşçı olarak yaşadım.

Yüzeyde görünenlerin aksine, ne anlam ifade ettiklerini ve ne amaca hizmet ettiklerini iyi bilirim.

12 Mart'tan 12 Eylül'e Türkiye dışa bağımlı bir tekelleşme süreci yaşamıştır. 12 Mart'ta başlayan bu sürecin 12 Eylül'de son çivileri çakılmıştır. Ve 80'li yılların başında bu sürecin nurtopu gibi bir oğlu olmuştur, "Özalizm".

Ama bu çok uzun bir yoldur. Beşbin ülkücünün şehadetine, onbinden fazlasının da gençlik yaşlarını cezaevlerinde tüketmesine sebep olan uzun bir yol. Öyle bir çırpıda anlatılır gibi değil.

* * *

68'de ilk kez Amerika'da masum öğrenci istekleri görünümüyle başlayan gençlik hareketleri, sonrasında bütün dünyayı saran, yaygınlaşan anarşi ve terörün adeta kaynağı olmuştur.

İlginçtir, 1968-69 öğrenim yılı içinde Amerika'da başlayan, Harward, Columbia, Cornell gibi dünyanın en ciddi üniversitelerinde bir anda binlerce öğrencinin katıldığı gösteriler aynı yıl içinde sona ermiştir. Ama kullandıkları sloganlara konu olan ırk ve refah eşitsizliği, Vietnam'daki sömürgeci işgal devam etmekteydi.

Oysa bu hareketlerin tıpkı uzun saç yada mini etek modası gibi aynı yıl sirayet ettiği De Gaulle Fransa'sında ve Türkiye'de süreç tamamlanmadan karışıklıklar bitmemiştir. Sanki bu hareketleri Fransa ve Türkiye'ye ihraç etmek üzere Amerikan üniversiteleri üretim laboratuarı olarak kullanılmış gibi.

Neden Fransa ve Türkiye?

Çünkü gelişmekte olan "Avrupa Birliği" fikri Amerika'nın batı dünyasının temsilcisi olmak konumunu riske sokuyordu. 2. sanayi ihtilalini Amerikan sermayesinden önce gerçekleştireceklerinden sözediyorlardı. Amerika Sovyetler'e karşı elinin altında güçlü bir Avrupa olsun isterdi ama bu kendi koltuğuna tehlike teşkil edecek boyutta olmamalıydı, biraz budanmalıydı. De Gaulle Fransa'sı da başlamak için en uygun zemindi.

Ve Türkiye...

Halen dünyanın enerji hammaddesi olan petrolün en önemli üretim havzası sayılan Ortadoğu, güçlü bir Türkiye'nin nüfuz sahasında Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyebilirdi. O halde Türkiye bu boyutta güçlenmemeliydi. Hele dış politikasında Amerikan menfaatleriyle örtüşmeyen bir çizgiyi asla izleyememeliydi. Bunun için ne gerekliyse yapılmalıydı.

6. filo'nun bir kaç askerini Dolmabahçe' de denize atan sahte kahramanlar üretildi ve gençler bu kahramanların arkasına sürüklendi. Sonrasında sayısı ve önemi giderek artan ölümler.

Bilinmeyen insanlar bir gecenin karanlıklarında ülkücülere saldırdılar öldürdüler, ertesi gece devrimci(!)lere saldırdılar öldürdüler. Sonra 15 gün, 1 ay, bunun yüksek tansiyonuyla irili ufaklı bir sürü hadise kendiliğinden oluştu. Bir zaman geçip tansiyon düşünce provokatörler yine sahne aldılar.

Basın bu olayları hep öne çıkardı. Ve yatıştırıcı bir üslubun yerine tahrikkâr bir tavrı tercih etti.

Bu senaryonun içinde herkes kendine biçilen rolü oynadı. Basın, hükümet, ordu, gençlik, sivil toplum örgütleri v.s.

Neticede yangını çıkaranlar yangını söndürmenin de şerefine nail olarak bu süreci tamamladılar.

Amerika 30 ağustos'larda hangi paşanın görev süresi uzarsa arkasındaki hangi kuşağın emekli olup, sonraki 3 yada 5 yıl içinde hangi dönem subayların göreve geleceğiyle de hep yakından ilgilenmiş bunları hep izlemiştir.

Sömürgeci sermaye kendine uygun şartları oluşturmak için mütemadiyen akla hayale gelmedik senaryolar üretir ve tatbik eder.

Irak'ın Kuveyt'i işgalinin ardından bütün Ortadoğu'nun Amerikan kuvvetlerine üs olması, bu askeri gücün ikide bir Irak'ı tokatlayıp "ben sevmediğim adamı işte böyle döverim" görüntüsü vermesi kendiliğinden olmuş şeyler değildir.

Saddam'ın CIA ajanı olduğunu belgeleyemeyiz ama CIA ajanı olsaydı da aynı şeyleri yapardı.

* * *

Anarşi hep sistem'e hizmet etmiştir. Sistemin egemenlerine ve uluslararası sömürgeci sermayenin senaryolarına.

Fakat, hâlâ engelleyemedikleri bir gelişme var. "Türk Birliği" herşeye rağmen oluşuyor. Önce Hazar petrolü, sonra Türkmen doğalgazı, Kazak petrolü ve nihayet İran ve Rusya'nın da düşük maliyet için Türkiye üzerinden dünya pazarlarına ulaşım zorunluluğu, Türkiye'ye dünyanın enerji politikasında belirleyici olabilmek şansını verecek. Güçlenen Türkiye Türk Birliği'nin daha erken hayat bulmasına imkân sağlayacak. Böylece sömürgeci sermaye çok önemli bir hammadde ve pazar potansiyeline sahip olan Türk Dünyası ve Ortadoğu üzerindeki nüfuzunu kaybedecek.

İşte bu sonuç, sömürgeci sermayenin temsilci devleti ABD tarafından doğal olarak engellenmek istenmektedir. Pentagon ve CIA bunun için üretimler ve uygulamalar yapmaktadır.

PKK bunun için vardır.

Alt yapısı her zaman hazır tutulan, gerek gördükçe biri soğutulup diğeri ısıtılan laik-antilaik, alevi-sünni çatışmalarının, üniversitelerdeki kargaşaların ve nihayetinde bölücü terörün altında yatan gerçek sebep işte budur.

Türkiye'nin güçlenmesini engellemek istiyorlar.

Bunun işbirliğinde olanlar da var. Ama farkında olmadan buna hizmet edenler daha çok.

* * *

Şimdi yine ortalık toz duman.

12'ye çeyrek var gibi...

O bildik şeyler sahneleniyor yine. 70'li yılları bu olayların ortasında yada kenarında yaşamış olanlar olan bitenin farkında. Şu anda birçoğu kendi ideolojik katmanlarına etki edebilecek konumdalar. Onlar frene basmasalar bu hadiseler bir anda ivme kazanabilir. Ama yine de arka sokaklarda denetimden uzak uç birimlerde bu provokasyonların bireysel terör boyutunda netice olması mümkündür. Bu gerçekleşirse bireysel terör camiaları kıskacına alabilir.

Şimdi herşeyi yatıştırabilecek olan gazete ve televizyonlar iken onlar inadına tahrik eden bir tavır içindeler.

Medya çalışanları bunu reyting için yaptıklarını sanıyor olabilirler ama biz bunun sistemin hayatiyetini devam ettirmek için programladığı bir davranış olduğunu biliyoruz.

Namluların ucunda yaşadığımız yıllarda ölümü göze alabilmek için iyi sebeplere ihtiyacımız vardı. Bu yüzden okuyarak, izleyerek, öğrenerek yaşadık. 30 yılın birikimini artık Pentagon'un senaryoları da yenemiyor. Her taarruzlarına refleks geliştirebiliyoruz. Onlara rağmen, herşeye rağmen iktidara yürüyoruz.

İktidar olacağız ve Cihan'da Türk'ün adaletini hakim kılacağız.

Tanrı Türk'ü korusun ve yüceltsin !

 

A S A M  B Ü L T EN

U F U K  Ö T E S İ